‘Şiir edebiyatın sahipsiz çocuğudur’ diyen İbrahim Yolalan, uzun bir aradan sonra ‘Göç Defteri’ kitabı ile çıkageldi. Dünya yeni bir göç dalgasına sahne olurken, şair, manevi göçlere dikkat çekiyor.

Ülke Yayınları’ndan çıkan “Göç Defteri” ismini verdiğin kitabın, kuşağını dikkate alırsak çok geç gelen bir çalışma.

Niçin bu kadar gecikti şiirlerin kitaplaşmak için?

İki nedeni var. Birinci neden: Şiirde oluşturduğum ara kesittir. 93’de başlayan şiir yolculuğumu 2000 yılında “Uçuk Havarinin Son Şiiri”nden sonra bilinçli olarak bitirdim. Dokuz yıl dünyaya doğru yürümem vardır.  2009 yılında bu yolculuk kendiliğinden yeniden başladı. İkinci ve en önemli neden: Yayınevi sıkıntısı. Fakat Ülke Kitapları bu bekleyişi bitirdi.

“kara budun ey kararmış budun / kara muskalardan kaldır başını” deyip sonra Kur’an’dan iki ayete gönderiyorsun okuru. Bu ayetler kavimlerin kendi durumlarını değiştirme becerileri ile ilgili. Şiirin “kara budun”un durumu hususunda nerede duruyor?

Kara budun bu ülkede toprakla ünsiyeti olan insanlardır. Muteber ve mutedil insanlardır. Düzelmek, doğru yolu bulmak için destek ararlar bu ülkenin okumuşlarından.

ŞAİR SORUMLUDUR 

Bu ülkenin okumuşları; mezhebini, cemaatini, grubunu din bilmiştir oysa. Yüce kitabı, o oluşturduğu yeni dine göre yorumlamıştır. İslam dünyasının kaç zamandır başı yerlerde. Mutluğun ve zenginliğin ve adaletin ve huzurun merkezi değil. Niye böyle sorusunun cevabı yüzyıllardır aranıyor. Bundandır ki; şairin börtü böcekten, sevgilinin karakaşından bahsettiği kadar, kara budunun hallerinden bahsetmek ve uyarmak gibi bir görevi de vardır. Bir şairin belirttiği gibi; şair “sorunlu” değil  “sorumlu” kişidir.

“Göç Defteri” ismini verdiğin şiirlerinin kitaplaştığı bugünlerde dünyada da bir göç dalgası yaşanıyor. Ümmetin çocukları yollarda, ailesinin birkaç bireyini kaybetmeyi göze alarak Batı’ya göçüyor.

Ümmet gerçek anlamda ümmet olmadıkça;  efendisinin, şeyhinin oluşturduğu dine değil, Kur’anın öğütlediği dine yönelmedikçe bu maddi göçler hep sürecektir… Benim göçlerim manevidir. İnsanoğlu zihinsel alamda sürekli göç halindedir.  Göç ehlidir. Eşyadan, insanlardan, şehirden, nesnelerden, ideolojilerden, teknolojiden,  dünyadan, dünyalık “şey”lerden göçlerimiz vardır ya, bu göçlerin kaydıdır defterimde yazanlar. Şiirlerim, günlüklerim olarak da okunabilir. Yaptıklarım, yapamadıklarım, söyleyemediklerim, biriktirdiklerim, özlediklerim, büyüttüklerim, karşılığını veremediklerime şiirsel bir dil ile verilen karşılıklar. Kaydını tutmadığım göç hikayelerim birikir ve kanar hala içimde…

O ÇOCUKLAR Kİ ŞİİRLERİ YAZILMADI

Neredeyse hemen her şiirinde “çocuk” kelimesi ile karşılaşıyoruz. Kim bu çocuk. Bir kuşağı temsil ettiğini düşünebileceğimiz “bizim çocuklar” olarak mı çoğaltmak lazım bunu. Ne diyorsun?

Doğrudur “çocuk” kelimesi benim şiirimde çok tekrar edilen, sesini  de sevdiğim bir kelimedir. Birbirinden farklı anlamlarda, farklı imge terkiplerinde kullanılmışlardır. Kimisinde gerçek anlamda çocuk, kimisinde kendi çocuklarım, kimisinde eksik yaşanmış çocukluğum,  kimisinde sevgili, kimisinde “öyle mahzun ağlamayan giden” çocuklar anlamında kullanılmıştır. O çocuklar ki; şiirleri yazılmadı. Romanlar da bile kahraman olamadılar. Sanatsal yönü kuvvetli sinemaları, tiyatroları yapılmadı. Hep marjın dışına itildiler. Sevdalanınca yüzleri kızardı, efkârlanınca mahzun oldular. Hiddetleri görülmedi. Karlı bir günün fotoğrafında kaybolup gittiler. Ve ben o fotoğrafta, onları izleyen bir çocuk olarak duruyorum hala. Ama onlar yok…  Neredeler…  Kendimi hep “o çocukların”, “bizim çocukların” bir parçası gibi hissetmekten kurtulamadım. Kurtulmak gibi bir niyetim de yok zaten.

Kaynak: Star

Bu özel bir profildir . Bu profili görüntülemek için izin verilmez
Star Gazetesi' nden derlenen haberdir. Kaynak link yazının sonunda yer almaktadır, Kaynakta yapılan değişikliklerden onsector sorumlu değildir.